19 Kasım 2015 Perşembe

FRANKFURT SANAT MÜZESİ (Museum für Moderne Kunst) – MMK - ALMANYA

      Müzenin vakfı 1981 yılında kurulmuştur ve sonrasında bir müze kurma fikri ortaya çıkmıştır. Müze inşası için 1983 yılında uluslararası bir mimari yarışma düzenlenmiştir. Bu yarışmaya çok sayıda mimar katılmıştır ve yarışmayı Viyanalı mimar Hans Hollein kazanmıştır. Vakfın karşılaştığı bazı önemli olaylar sonrasında müze inşasına 1987 yılında başlanabilmiştir ve bu yapı için toplam 38.000.000 dolar harcanmıştır. Farklı türden birçok koleksiyona sahip olan müzenin post-modern koleksiyon içeriğinden daha çok post-modern mimarisinden söz edilmektedir. Üçgen mekân üzerine inşa edilen müzenin içerisinde koridor yoktur ve dolayısı ile bir odadan diğer odaya geçilir. Her katta farklı yükseklikte salonlar, farklı geometrik formlar ve yüksek merkezli galeriler bulunmaktadır. 6 Haziran 1991 yılında Almanya'nın Frankfurt kentinde açılışı yapılan müzenin yaklaşık olarak 4000 metrekare alana sahip sergi alanı bulunmakta ve koleksiyon çoğunluğunu çağdaş ve post-modern eserler oluşturmaktadır.     
 Müze binası dışında kaldırıma yakın olan dış cephe dahilinde izleyicilerin dinlenecekleri kafe tasarlanmış ve bu cephedeki pencerelerle hem güvenlik hem de doğal ışık girişinin kontrol edildiği bir ortam sağlanarak müze aydınlatması açısından da başarılı bir uygulama yapılmıştır.(Müzecilik ve Sergileme, 7. Ünite, Dünyada Çağdaş Müzecilik Uygulamaları, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Prof. Tomur Atagök, Ocak 2013, syf 176).
      Koleksiyonunun bir bölümü Alman kozmetik kralı ve koleksiyoner Karl Ströher'in bağışladığı toplam 65 pop ve minimal eserlerden oluşmaktadır. Bu koleksiyon müzenin kurucularından Peter Iden'in 1970 ve 80'li yıllarda satın aldığı eserleri müze koleksiyonuna bağışlamasıyla daha da zenginleşmiştir. Geleneksel düşüncenin dışında hareket eden müzenin ilk müdürü Jean-Christope Amann'ın görevi süresince derlemiş olduğu eserlerinde koleksiyona katkısı oldukça büyüktür. Bununla birlikte Köln sanat simsarı Rolf Ricke'nin özel koleksiyonundaki önemli eserlerin de müze koleksiyonuna girmesi müzenin koleksiyonunun şekillenmesini sağlamıştır. Müze toplam 4.500'ün üzerinde uluslararası esere sahiptir ve bu sayı gün geçtikçe daha da artış göstermektedir. Müzenin koleksiyonunda Joseph Beuys, Claes Oldenburg, Roy Lichtenstein ve Andy Warhol gibi ünlü sanatçıların eserleri bulunmaktadır. Etkili uygulamalar gerçekleştiren müze, müdürleri sayesinde işleyişi ve koleksiyonu güçlenmiştir. Bu idarecilerden birisi de 2009 yılında müze müdürü olan Susanne Gaensheimer’dir.     

      Müze bulunduğu yerel çevrenin ve kent insanının kültürünü geliştirmekte ve onları uluslararası alanda temsil etmektedir. Düzenlemiş olduğu sergiler için rehberli turlar kendi dillerinde anlatılmakta ve haftada bir gün Cumartesi günleri de İngilizce turlar ziyaretçilerin hizmetine sunulmaktadır. Yetişkinler ve çocuklar için eğitici ve eğlendirici atölyeler bulunmaktadır. Müze MMK 1, MMK 2 ve MMK 3 isimli odalarındaki eşsiz koleksiyonuna ziyaretçilerinin erişimini sağlamakta ve tanınmış sanatçıların kişisel sergilerinin yanı sıra etkinlik ve aktiviteler düzenlemektedir. Özel şirket toplantıları, grup etkinlikleri, sempozyum, konferans ve ödül törenleri içinde salon ve ikram hizmetleri sunmaktadır. Engelli ziyaretçiler için otopark ve önceden yapılacak rezervasyon dâhilinde işaret dili ile anlatılan sergi turu da diğer bir önemli hizmetidir. Değerli eşyalar için hazırlanmış kilitli dolaplar ve ziyaretçilerin sergi gezileri esnasında yorulduklarında oturabilecekleri açılıp katlanabilir tabureler de ücretsiz olarak girişlerde hazır bulundurulmaktadır. Ayrıca ziyaretçilerin müze ziyaretlerinde yanlarında getirdikleri evcil hayvanlar içinde izin verilmektedir.      

ZERO. Geleceğe Geri Sayım - 2 Eylül 2015 / 10 Ocak 2016 - S.Ü. Sakıp Sabancı Müzesi



    II. Dünya Savaşı sonrasında gelen yıkıma ve olumsuzluğu bir cevap olarak 1957'de Düsseldorf'ta doğan Zero'nun bir akım olarak nasıl ortaya çıktığı ve sanatçılarının kimler olduğu konusu “Zero. Geleceğe Geri Sayım” isimli sergisi ile günümüz izleyicisinin beğenisine sunulmakta. Sergide Zero’nun kurucu sanatçıları Heinz Mack, Otto Piene ve Günther Uecker’in eserlerinin yanı sıra onların ilham aldıkları sanatçı dostları Piero Manzoni, Lucio Fontana ve Yves Klein’in eserleri de yer almaktadır. Zero ortaya ilk çıktığı dönemlerde çok etkili bir sanatçı duruşu ve fikir olarak kabul görmüştür fakat o tarihlerden günümüze kadar geçen yıllar içerisinde bu akım dışında ortaya çıkan birçok akım ve sayısız sanat eseri üretimine tanık olan günümüz insanında şu an aynı etkiyi uyandırması beklenilmemeli. 
    Ziyaretçileri Müzenin bahçesine yerleştirilen dokuz adet keskin hatları bulunan uzun dikdörtgen formda sütundan oluşturulmuş 24 karat altın varaklı 85.000 adet mozaiklerle bezeli Heinz Mack’ın “Dokuz Sütun Üzerindeki Gökyüzü”  isimli eseri karşılamaktadır. Yüzeyinin parlak oluşundan dolayı üzerine gelen güneş ışınlarını altın varak sayesinde altın sarısı renginde çevresine yansıtmakta ve gün içerisinde güneşin hareketi ile birlikte hareket eden bu yansımalar ziyaretçileri serginin geri kalan diğer eserleri görmeye davet etmektedir. Müze içerisindeki galerilerde sergiyi gezen ziyaretçiler sergi süresince "Bir akımın ortaya çıkışında ilk olarak hangi eserler üretilmiş? Sanatçıları nasıl bir duruş sergilemiş?" gibi soruların cevabını bulabilmektedir. Eserler ilk üretildikleri anın havasını üzerlerinde halen taşımakta fakat ilk sergilendikleri mekânla özdeşleştiği düşünüldüğünde algı açısından zaman&mekân eksikliği fark edilmektedir. Genel olarak ışık ve doku etkisi bulunan eserler sanatçıları tarafından sergilenmeye hazır bir şekilde üretildiği için sergileme esnasında ek bir aygıta ihtiyaç duyulmamış, oldukları gibi sergilenmişler. Çerçevelenerek sergiye sunulan eserler duvarlara asılmış (Lucio Fontana'nın kağıt üzeri kesikleri vb), orta mekanda sergilenmesi planlanan üç boyutlu eserlerin bazıları tavana asılı bir vaziyette (Günther Uecker'in Işık yağmuru), bazıları zeminde (Heinz Mack'ın Işık stelleri) ve enstalasyon türü eserler ise Zero Vakfı Kurucu Yöneticisi küratör Mattijs Visse gözetiminde tekrar yorumlanarak sergiye sunulmuştur (Yves Klein'in mavi pigment kullandığı eseri). Eserler gün ışığı rengindeki aydınlatma elemanları ile aydınlatılmış, duvarlara asılan eserler ziyaretçilerin rahat bir şekilde eser incelemelerine imkân vermekte ve aydınlatması da ziyaretçilerin gözlerini rahatsız etmeyecek açıyla eserlere yönlendirilmiştir. Üç boyutlu eserlerin aydınlatılması tek bir yönden yapılarak eserlerin iç ve dış formları tam anlamıyla ziyaretçilere algılatılmaktadır. Eserlerinde ışığı konu edinen sanatçıların ürettikleri ve genellikle birbirlerinin benzerleri olarak algılanan eserlerin aralarına belli bir düzen ve sıralama gözetilerek yerleştirilen renkli eserler ve etkileşimli eserler ise ziyaretçilerin üzerindeki sıkıcı etkiyi bir nebze olsa da gidermekte, sergi gezilerini keyifli bir hale getirmektedir.


10 Ekim 2013 Perşembe

MÜZE TARİHİ



Müze tarihi incelendiğinde; geçmişte müzelerin ilk olarak kütüphane görevini üstlendiği bilinmektedir. Daha sonraki dönemlerde ise koleksiyonlarına sanatsal nesnelerin girmesiyle birlikte bu değerli nesnelerin halka sunumu için kütüphanelerin içerisine vitrinler, dolaplar ve hatta mimari yapılarına yeni bir ekleme dahi yapılmıştır. Dolayısı ile "müze" teriminin eğitim ve nesnel içerikli objeleri daha iyi betimleyebileceği fark edildiğinde artık buna benzer kurumların isimleri “Müze” adını almıştır. Müze ve kütüphane yapılarının birbirlerinden hiçbir zaman kopmadığı ve ilim-irfan  bilgi merkezleri olarak tanımlandığı bilinmektedir. 
Tarihsel bir araştırma yapıldığında bilinen yazılı kaynaklarda belirtildiği üzere; Müze kurumunun ilk olarak Avrupa'da ortaya çıktığı bilinmektedir (Altın çağ [8.-9. yy] olarak bilinen dönemdeki  Medreseler de bulunan yazılı kaynaklar ve Müslüman mucitlerin icatlarının sergilendiği salonları göz ardı edecek olursak). Rönesans döneminin ilk çeyreğinde yaşayan prenslere ait "Kunstkammern 've' Wunderkammern ', ismiyle anılan sanat odaları ve merak odaları müzeler için atılan ilk adım olarak kabul edilebilir.  İlk kuruluşundan günümüze kadar geçirdiği tarihsel evrim de müzeler; güzel sanat eseri koleksiyonlarını sergilemekle birlikte koleksiyonlarına kattıkları kültürel nesneler sayesinde de kurumların halk ile etkileşimini mümkün kılan bir sosyal kurum haline gelmiştir. 1980'lerden sonra müze çalışmaları hızlı bir gelişme göstermiş ve müzeler hakkında bilimsel araştırmalar ve yayımlar artmıştır. Bu araştırmalarla birlikte müzeler kendi oluşum nedenlerini sorgular duruma gelmiştir ve sonucunda da müzelerin dışarıdan gelebilecek eleştirilere ve olumlu önerilere açık olmasını sağlamıştır. Özellikle son yıllarda 'Müzeler' bulunduğu coğrafi alanı evrensel bir simgeye dönüştüren 'küresel' bir kurum haline gelmiştir. 
Günümüzde "Müze; koleksiyon toplayan, onları biriktiren, muhafaza eden, sahip çıkan, sergiler düzenleyen, eğiten ve koleksiyonundaki nesnelerin bir sonraki kuşaklara ulaşmasını sağlayan kültür merkezleridir."

7 Temmuz 2013 Pazar

S.U. Sakıp Sabancı Müzesi, Müze Eserlerinin Dijital Ortama Aktarım Projesi



Yaşadığımız yüzyılda Müze kriterlerinin birçok köklü değişim geçirdiğine tanık olmaktayız. Bunlardan en önemlisi hiç şüphesiz müzelerin şeffaflaşmasıdır. Eski müze yapısının o içine kapalılığı ve dışarıdan hiçbir öneri ve eleştiriye tahammül edememesi…. Tüm bunlar artık batı müzeleri için unutulmuş birer hatıra olarak anılmaktadır. Türkiye’de müzecilik kavramının değerli olduğunun fark edilmesi ise 90’lı yılların sonlarına denk gelmektedir. Türkiye’de bu değişim çok yeni olsa dahi “Türk Müzeciliği” adına kısa sürede birçok olumlu yol kat edilmiştir. Devlet müzelerine nazaran en hızlı gelişimi gösterebilen Özel Müzeler olmuştur. Bu müzeleri sıralayacak olursak eğer; S.U. Sakıp Sabancı Müzesi, Rahmi Koç Müzesi ve İstanbul Modern Sanat Müzesi bunların ilk örneklerindendir.
2012 senesinin başında “S.U. Sakıp Sabancı Müzesi” Türk Müzeciliği açısından bir ilk denilebilecek bir projeye imza atmıştır. Bu projenin ismi; Müze Eserlerinin Dijital Ortama Aktarımı Projesi’dir. Projeye göre müze koleksiyonunda bulunan tüm eserlerin görselleri dijitalleştirilecek ve eserler hakkındaki envanter bilgilerinin özel bir program ile potansiyel müze ziyaretçilerinin internet ortamında hizmetine sunulacaktır.  Projenin tanıtımı ve internet ortamına aktarılan eserlerin paylaşımı Ekim (2012) ayı içerisinde gerçekleştirilmiştir. Kullanılan programın ismi CONTENTdm’dir. Bu program batı kökenli ülkelerde Üniversite Kütüphaneleri tarafından 2000’li yılların başında kullanılmaya başlanılmıştır. Program üreticisi bir Amerika şirketidir. Özellikle yazılı kaynakların dijital ortamda muhafaza edilmesi ve arşivlenmesi kolaylığını sağlayan bu program, ilk olarak Getty Center, Los Angeles tarafından müzecilik alanında kullanılmıştır. Bu program Fransız yazar ve döneminin Kültür Bakanı olan Andre Malraux’ğun “Duvarları Olmayan Müze” (1940’lı yılların sonu) projesine benzemektedir.  O’na göre müzenin koleksiyonunda bulunan tüm eserlerin fotoğrafları çekilmeli ve izleyicilere bu fotoğraflar sergilerde sunulmalıdır. Hem tüm eserler (yüksek ve alt sanat) aynı düzeye gelmiş olurlar hem de orjinal eser sergilenirken ve nakliyesi yapılırken zarar görmemiş olur. Getty Center kendi bünyesi içerisinde bu program hakkında gerekli birimi oluşturmuş ve müze koleksiyonunda bulunan eserlerin kayıt edilmesinde kullanılması düşünülen standartları geliştirmiş ve geliştirmeye de devam etmektedir. CONTENTdm oldukça yeni bir program olduğu için onun hakkında yazılabilecek çok fazla bilgi bulunamamaktadır. Yalnızca bu programı kullanan kişiler gerekli bilgilere sahip olabilirler.
Programda fark edilen en dikkat çekici özellik; S.U. Sakıp Sabancı Müzesi’nin şeffaflığına işaret etmesidir. “Müzenin tüm koleksiyonunu ziyaretçileriyle paylaşması”nın kanıtı niteliğinde olan bu proje aynı zamanda müze ziyaretçilerinin müzeye gelmeden önce internet ortamında eserler hakkında ön bilgi edinmesini ve sergi süresi içerisinde bilinçli olarak zaman geçirebilmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte incelemek istediği eseri internet ortamında sınırsızca inceleyebilmekte ve hatta o eserin röprodüksiyonunu gerekli formu doldurduktan sonra müzeden isteyebilmektedir. Sergiyi gezdiği süre içerisinde yeterli zaman ayıramayan ve sergiden erken ayrılmak durumunda kalan ziyaretçiler için de çok önemli bir zaman tasarrufu yaratmaktadır. Sergiden erken ayrılan ziyaretçi incelemek istediği eseri evinde ya da yetişmesi gerektiği alana ulaştığı zaman internet yardımıyla inceleyebilmektedir. 

CONTENTdm

Monet’nin Bahçesi Sergisi (9 Ekim 2012 - 6 Ocak 2013)



S.U. Sakıp Sabancı Müzesi Monet sergisi müzede sergilenen daha önceki sergiler gibi unutulmaz ve etkili bir sergi tasarımıyla ziyaretçilere sunulmuştur. Sergi salonundan içeriye girdiğiniz an ilk olarak sizleri Oscar Claude Monet’nin dünyasına götüren özenle seçilmiş seslerin ve video gösterimlerinin bulunduğu bir giriş koridoru karşılamaktadır. Ardından, sanatçı hakkında hazırlanmış kısa bir tarihçeyi okuduktan sonra sanatçıya ait olan birkaç tane kişisel eşyayı görme fırsatını da yakalamış oluyorsunuz. Sergiyi gezerken karşılaşılan bu küçük sunumlar ziyaretçilere, sanatçının nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu hayal ettirmektedir. Sanatçının kişiliği hakkında edinilen bilgilere ek olarak bir de yaşamış olduğu 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki Fransa’nın nasıl bir sosyal yapıda olduğunu belirten bilgiler de sergiyi desteklemektedir.
Kronolojik olarak sergilenen tablolar ziyaretçileri keyifle inceleyecekleri renkli bir dünyaya davet etmektedir. Bu davet eserlerin sergi alanına özenle yerleştirilmesinden ve aydınlatma tekniklerinin de aynı incelikle düşünülüp uygulanmasından doğmaktadır. O an sergilenen eserlerin gözleri yormayan ve rahatsızlık vermeyen aydınlatma elemanları ile aydınlatılarak ziyaretçilerin hizmetine sunulması ve tercih edilen bu yöntem ile mimari elemanların ikinci plana indirgenmesi müzecilik açısından çok olumlu bir uygulamadır. Ayrıca sergi salonunda sergilenen eserlerin türlerine ve içerisinde barındırdığı renklere göre sergi alanının tasarlanması da bir diğer olumlu uygulamadır. S.S.M. değerli olanın o an müze içerisinde sergilenen eserlerden başka bir şey olmadığını ve mimari elemanların yalnızca müzenin koruyucu kabuğundan başka bir görev görmediğini de ziyaretçilere göstermektedir.
Monet’nin kendi bahçesinde yetiştirdiği çiçeklerine olan tutkusunu onun yaptığı tablolardan görüp keşfetmek ziyaretçilere ayrı bir heyecan yaşatmaktadır. “Sanatçının gözünden o tutkuyu görmeye çalışmak ve aynı hisleri tatmayı denemek!” bu olsa gerek. Müzedeki sergi gezinizi yaptığınız o an sanki “Gverny Bahçesi”inde gezintiye çıkmışsınız ve ardından da akşam güneşin batışını izliyormuşsunuz hissini yaşatmaktadır. Bununla birlikte, monografik bir sergileme türüyle karşılaşan müze ziyaretçileri Monet hakkında tam bir bilgi ile bilgilendirilmiş olarak müzeden ayrılmaktadırlar. Ayrıca S.S.M’nin düzenlenmiş olduğu “Monet’nin Bahçesi Sergisi”nin ziyaretçilere sunulma tarihi bilinçli olarak seçilmiştir. Çünkü sanatçının doğum günü olan 14 Kasım tarihi dünya genelinde kutlanılmaktadır ve bu kutlamaya da Türkiye’den S.S.M. ziyaretçileri ile birlikte eşlik etmiştir.

20 Mart 2013 Çarşamba

EĞİTİMSİZ MÜZE YÖNETİCİLERİNİN MÜZELERE VE ÇEVRELERİNE OLUMSUZ ETKİLERİ

 Ülkemiz kültür zenginliğinin birer simgesi olan müzelerimiz yönetilme stratejileri bakımından büyük bir eksiklik yaşamaktadırlar. Bu eksiklikler; Müzecilik konusunda eğitim almamış olan kişilerin müze yöneticisi olarak atanmaları sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu kişiler Müzeyi bir kültür kurumu olarak aktivite edememekteler ve Müze Yönetimi hakkında ileriye dönük uygulamalar gerçekleştirememektedirler.
 Eğitimsiz Müze Yöneticileri kendi personelleri içerisinde müzecilik eğitimi almış olan verimli kişilerin verimliliğini etkilemekte ve onları geri planda tutmak gibi çok olumsuz baskıcı davranışlar sergilemektedir. Baskı konusu verimli personelde hem moral bozukluğu hem de işe yaklaşımındaki olumlu görüşün kaybolması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Üst üste karşılaştığı engeller karşısında umutsuz bir hisse kapılan personel müzecilikten soğumakta ve üstlendiği görevden vazgeçip oradan uzaklaşmayı tercih etmektedir. İşten soğumalar sonucunda personelin ziyaretçilere olan tutumunu da olumsuz yönde etkilemektedir. Ziyaretçilere karşı sabırsız ve umursamaz bir tavır takınmalarına neden olmaktadır. Ayrıca bazı müzelerde müzecilik hakkında konferanslar, seminerler ve yayımlanmış makaleler gibi çok önemli uygulamalar gerçekleştirilmemektedir. Öyle ki, ülkemizde müzeciliğin yaygınlaştırılması ve tanıtılması için bu tür eğitsel etkinliklere ihtiyaç duyulmaktadır. Müzecilik ile ilgili bir araştırma yapmaya kalktığınızda yeterli miktarda yazılmış kaynağa ulaşılamamakta ve istenilen cevaba ulaşılamamaktadır.
 Müze yöneticilerinden beklenenlerin tam aksi yönde gerçekleştirilen davranışlar kafalarda şöyle bir soruyu ortaya çıkarmakadır; Acaba müzecilik ile ilgili bilgisi bulunmayanlar müze yönetimine özellikle mi seçiliyor? burada varılması istenilen sonuç müzelerimizin devamlılığının sağlanmaması mı? yok edilmek istenmesi mi?... Sanırım müze yöneticilerinin müzelerimizin devamlılığı konusunda gerçekleştirilmek üzere hazırlanmış projelerinin olmaması da bu soruların cevabı niteliğinde karşımıza çıkmaktadır.
 Müzelerimizin gelecek kuşaklara kadar devamlılığını sağlayabilmek için müze yöneticilerinin geleceğe dönük eğitsel projeler üretmesi ve onların uygulanabilir düzeye getirilmelerini sağlamaları gerekmektedir.

19 Mart 2013 Salı

HEYKEL SANATININ TÜRKİYE'DEKİ DEĞERİNİN İRDELENMESİ

  Sanat dünyası özünde çok genel yorumlar barındırır. Bu yorumlar öncelikli olarak sanat eserlerinin izleyici karşısına çıkarılma yönüyle ilgilidir. İzleyiciye ne verirseniz onu alır ve onunla kalır mantığıyla yaklaşan görüştür bu. Aslında heykel ile birlikte verilmesi gereken heykelin içerisinde gizli olan anlamıdır. Bu farkındalıkla yaklaşan izleyiciler heykeli tasarlayan sanatçının duygularını anlayabilir. Ülkemizde bu görüşün benimsenmesini sağlayabilmek için öncelikli olarak; heykel sanatının değerinin farkedilebilmesi için programlı tanıtımlar ve eğitici konferanslar gereklidir.
 Heykel sanatı eğitimi küçük yaştaki genç beyinlerle başlamalı ve geniş kitlelere kadar ulaştırılmalıdır. İlköğretim seviyesindeki gençlerimizin sanat içerikli dersleri dahilinde Müze gezileri uygulanmalı ve Antik eserlerin anlatımlı tanıtımı ile başlanmalıdır. Program dahilinde gençlerimizin yaratıcı zekalarına yönelik üç boyutlu tasarımlar gerçekleştirebilecekleri atölyeler tahsis edilmelidir. Heykel sanatı eğitimi almalarının yanı sıra da, özgür düşünme becerisi kazanırlar ve kişisel gelişimlerine değer katılabilir.
 Avrupa'da Minimal Sanat'ın çıkışı ile büyük bir güç kazanan Heykel Sanatı kendinden çokça söz ettirmiştir.  Bu etkililik aynı tarihlerde Türkiye sınırları içerisinde ne farkedilmiş ne de yaygınlık kazanabilmiştir. Ülkemiz insanının heykel sanatına olan karşı tutumunu kırabilmek adına etkili uygulamalar geliştirilmiştir. İlk olarak Atatürk heykelleri ile bu etkililik sağlanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşınla atılan adımlar çok önemli bir  gelişme sağlamasına rağmen ülke insanımıza heykel nedir? sorusu yöneltildiğinde cevap olarak Atatürk Heykellerini anlatmakla yetinmişlerdir. Tabii ki Ulu Önderimiz Atatürk'e ait heykeller maddi ve manevi anlamda paha biçilmezlerdir. Ama sanat özgür düşünceler barındırır ve tek bir form ile heykel sınırlandırılamaz.
 Artık günümüzde Heykel Sanatı ne yazık ki sanatçının kendisini ifade etme aracı olmaktan çok uzak kalmış ve dönemin siyasi dili olmuştur. Bunu da meydanlara dikilmiş heykellerin iktidar tarafından seçilerek yerleştirilmesinden ve verdikleri sessiz mesajlardan anlamaktayız. Dolayısı ile Sanatsal bir tasarım halk ile buluşturulamamış ve heykel sanatına olan zihinlerdeki ön yargıların kırılması da sağlanamamıştır. Uygulanan davranışlar gösteriyor ki heykel sanatının ülkemizde kabul görmesi için ne yazık ki uzun ve zorlu bir yoldan geçmemiz gerekiyor.
 Heykel Sanatı, eğitsel anlamda bir çok Üniversite'de teorik ve uygulamalı olarak öğrencilere verilmektedir. Yalnız burada da eksik bir yön vardır. Üniversitelerde verilen Sanat Dersleri tamamen akademik yaklaşımla (Bahaus düşüncesiyle) yani sadece malzeme tanıtımı ve malzeme kullanımı üzerine dayalıdır. Bu dersleri verenlerin arasında Sanatçılara rastlamak çok nadir olmaktadır. Bir çok Üniversite kendi bünyesinde çalışan Öğretim üyelerinin belli bir bölümünü Sanatçılar ile gidermelidir. Öğrenciler malzemeleri tanımanın yanı sıra Sanat Nedir?in anlamını da gerçek anlamda kavrayabilirler ve Sanat Eseri nasıl bir duygu gerektiriri farkedebilirler. Bununla birlikte Heykel Sanatı ile ilgili kaynakların neredeyse tamına yakını yabancı dilde yazılmış dökümanlardan oluşmaktadır. Heykel Sanatı ile ilgili her hangi bir bilgiye ulaşmak istediğimizde Türkçe yazılmış dökümanların bulunmaması heykel sanatına verdiğimiz değerin çok az olduğunu ve heykel sanatına olan merakımızın da yok denecek kadar az olduğunu kanıtlar niteliktedir.